25 Ekim 2007 Perşembe

Lafoloji


"Benim kalbime girmek o kadar kolay değil. Evleneceğim kadın güzel yemek yapmalı... Dolma saracak, mantı yapacak, baklava açacak. Yemek yapmayan kadınla olmaz!" - Hakan Aysev "Aldatılmayı hazmedemedim. Aldatmaların devamı gelince evliliğimi bitirme kararı alıp boşanma davası açtım. 15 gün önce beş kuruş bile tazminat talep etmeyerek eşimden ayrıldım." - Pınar Eliçe "Hiçbir zaman babam Sönmez Atasoy'un kanatları altında olmadım. Oyunculukta kendininkinden başka kimsenin ceketiyle yürüyemezsin. Ya iki beden dar, ya da üç beden bol gelir." - Fadik Atasoy "Kötü adam rolüyle seyircinin karşısına çıkacağım. Oyuncu koçları beni yetenekli bulduklarını söylediler. Erol Taş'ın tahtına adayım." - 'Mission İstanbul' filminde oynayan Ege

24 Ekim 2007 Çarşamba

Anka Kuşu' 2 Kasım'da Bolu'dan havalanacak


Yönetmenliğini Mesut Uçkan'ın yaptığı, başrollerini ise Yalçın Dümer ve Ceren Öztürk'ün paylaştıkları 'Anka Kuşu/ Bana Sırrını Aç' adlı filmin galası 2 Kasım'da Bolu'da yapılacak. Bir yönetmenin ölümsüzlüğün sırrını sorgulamasını anlatan filmin galasına Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da katılacak. 9 Kasım'da vizyona girecek filmin yapım koordinatörü Necati Özen Türkiye'de ilk kez bir filmin galasının Anadolu'da yapılacağını belirtti.


Kaynak: sabah.com.tr

Ezel Akay yönetiyor Drakula'yı Dikinciler oynuyor


Ezel Akay Türkiye'nin 2'nci Drakula filmini çekmeye hazırlanıyor. Çekimlerine gelecek ay başlanacak filmde Drakula'ya Yetkin Dikinciler can verecek. Böylece tam 54 yıl sonra Drakula, yeni bir filmle İstanbul'a uğrayacak.....


'Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü' adlı filmle tarihi komedi filmleri kulvarında kendini ispatlayan Ezel Akay, önümüzdeki ay 'Turkish Drakula' adlı yeni bir film çekmeye başlıyor. Drakula'yı Yetkin Dikinciler'in canlandıracağı filmde, Şafak Sezer, Demet Akbağ ve Şevval Sam gibi isimler rol alacak.


Osmanlı'yla bağlantısı var


Filmde, Drakula efsanesinin Osmanlı İmparatorluğu'yla bağlantısı ve vahşi liderin İstanbul'da geçen yılları anlatılacak. Yönetmen Ezel Akay hikayesi tarihi dönemde başlayıp günümüze doğru gelecek film hakkında şöyle konuşuyor: " 'Karagöz Hacivat Neden Öldürüldü?' adlı filmimin gördüğü yoğun ilgiden sonra bu filmi çekmeye karar verdim. Bu filmin de büyük ses getireceğini düşünüyorum. Oyuncularla birkaç gün sözleşme imzalayıp çekimlere başlayacağız."


Yeşilçam'la 1953'te tanıştı


Drakula'nın Balkanlar'da yarattığı ve önce Avrupa'ya sonra da tüm dünyaya yaydığı korku dalgası, Bram Stoker'ın 1897'de yazdığı ünlü romanı 'Dracula' ile bir korku efsanesine dönüştü. O günden bu yana defalarca filmi ve dizisi çekildi. Yeşilçam'ın, ilk Drakula filmini ise 1953 yılında Mehmet Muhtar çekti. Başrolünde Atıf Kaptan'ın oynadığı 'Drakula İstanbul'da' adlı film, Türk sinema tarihinin ilk korku filmi olarak kayıtlara geçti.


Kaynak: sabah.com.tr

23 Ekim 2007 Salı

'Yaşamın Kıyısında' sırat köprüsü gibi bir şey!


Nurgül Yeşilçay; Fatih Akın'ın yazıp yönettiği, Cannes ödüllü son filmini GÜNAYDIN'a anlattı: "Hayatın tam içine girememiş bazı insanlar vardır ya, ince bir ipin üzerinde yürürler; tutunmakla tutunamamak arasında, ölümle kalım arasında... 'Yaşamın Kıyısında' böyle felsefi bir film işte!"..


Baştan, peşin peşin uyarıyorum; bu taraflı bir röportajdır! 'Yaşamın Kıyısında' filmini gösterime girmeden izleyen şanslı biri olarak söylüyorum; müthiş bir film izleyeceksiniz... Fatih Akın isminden büyük beklentilerle yerinize oturacak ve istediğinizi de bulacaksınız. Bir yanıyla politik, bir yanıyla felsefik, bir yanıyla duygusal bir film. Kendinizi sorgulayacak, 'hayatta önemli olan nedir?' sorusuna cevap arayacaksınız! Örgüt üyesi Ayten; yani Nurgül Yeşilçay siyasi nedenlerle Türkiye'den kaçıp annesini bulmak için Almanya'ya gidiyor, deşifre olunca da iltica talep ediyor. Almanya'da kendisine yardım eden Alman öğrenci Lotte ile yakınlaşıyor. Ancak sınırdışı ediliyor. Türkiye'ye dönüşü, Lotte ile yaşadıklarından sonra da değişmeye başlıyor. Altından kalkılması zor bir rolün üstesinden hakkıyla gelmiş Nurgül Yeşilçay ve sinema grafiğinde müthiş bir yükseliş kaydetmiş bu filmle... Cannes Film Festivali'nde 'En İyi Senaryo' ödülünü alan filmi için Fatih Akın; şöyle diyor: "Filmim dünyanın değişeceğini umut ediyor, o zaman bu film politik mi? Belki politik olmaktan çok felsefi diyebiliriz ama galiba günümüz dünyasında her şey politik! İnsanlar neye inanırsa inansın dini ya da politik- her şeyin bir sınırı, gittiği bir yön var. Bütün bunların ötesine geçen bir film yapmak istedim..." Film bütün bunların ötesine geçiyor, evet! Nurgül Yeşilçay'la bu gece Altın Portakal Film Festivali'nde galası yapılacak filmi ve bence etkisinde kalacağınız performansını konuştuk...


"BU FATİH AKIN FARKIDIR"


* Daha önce konuştuğumuzda 'Bu film özünde arabesk' demiştin. Ama çok da farklı; nedir bu fark? Farkı Fatih Akın bence! Fatih'in durduğu yer ne Almanya, ne Avrupa, ne de Türkiye. Yani Fatih'e ne Alman diyebiliriz, ne Türk! Ortada bir yerde duruyor, belki dünyalı diyebiliriz. Tabii ki bu işi çok iyi biliyor, eğitimini almış. Film seyirciyi istediği zaman avucunun içine alıyor, istediği zaman serbest bırakıyor. Ne çok ağlatıyor, ne çok güldürüyor ve bunların hepsini bilinçli yapıyor. Bence yönetmenlik olarak çok başarılı bir film. O yönetmenliğin içine oyuncu yönetmenliğini de eklersek, iki kere başarılı!


* Filmin siyasal yanı mı ağır basıyor, duygusallığı mı? Bence felsefi yanı! Şöyle bir felsefesi var; ölüm insanın hayatında çok önemli şeyler değiştirebiliyor. Eskiden 'evet' dediğin bir şeye 'hayır' diyebiliyorsun ya da tersi oluyor. Ölümün hayatı değiştirip dönüştürdüğü bir durum var. Ölümle ve yaşamla ilgili bir film anlatmak istemiş Fatih Akın. Onları anlatırken de gerçekçi ve süslü şeyler bulmak istemiş. Nedir bunlar? Oradaki kadının ****** olması, benim örgüt üyesi olmam, lezbiyen olmam, öteki kızın lezbiyen olması, bunların birbirine aşık olması gibi süsler kullanmış. Bundan ibaret!


* Sivri, siyasi, alışık olmadığımız sertlikte bir rolün var. Fatih Akın "Nurgül, kadının siyasi kimliğinden rahatsız oldu ve değiştirdik biraz" demişti. Neydi rahatsız olduğun şey? Daha sert bir karakterdi...


* Neydi seni rahatsız eden? Tam olarak söylemek istemiyorum. Karakterin sertliği çok fazlaydı. Okuma provalarında 'o karakter bunu yapmazdı, bunu yapan karakter onu yapmaz' gibi şeyler çıktı. Karakterin bir matematiği ve iniş çıkışları vardır. O karakterde de bir sıçrama vardı. O yüzden olmayacaktı, değiştirdik.


* Senariste müdahale yani!

Hayır, Fatih herkesin görüşünü alıyor zaten. 'Sen olsan bunu nasıl söylersin, o karakter nasıl söyler?' diye kostümcüsüne de, görüntü yönetmenine de soruyor.


* Türkiye'de, Türk yönetmenlerde rastladığın bir şey mi bu? Türkiye'de genelde herkes işini çok önemser. Halbuki karakteri çıkaran oyuncu ve yönetmen. Orada kostümcü sana soruyor, 'Sence bu pantolonu giyer mi bu karakter, sence daha bol paça mı olmalı?' falan diyor. Herkes birbiriyle işbirliği içinde çünkü asıl olan iş! Ama bizde egolar ön planda!


* Filmdeki öpüşme ön plana çıkarıldığı, youtube'a düştüğü için rahatsız olduğunu söylemiştin. Neden? Hiç rahatsız olmadım. Bu konuda da hiçbir şey demedim, uydurmuşlar! Tabii ki fragmanda da kullanılacak, youtube'a da düşecek. Bunu ya baştan kabul etmem ya da kabul edersem her şeyiyle kabul ederim. Ben bu rolü iyi oynadığımı da düşünüyorum, gelecek her eleştiriye, tepkiye de açığım.


* Bir kere cesur bir sahne. Film gösterime girdikten sonra çok konuşulacak. Derdini nasıl anlatacaksın? Şöyle düşünüyorum: Fatih'le yola çıktığımız zaman bir aşk hikayesini çok iyi vermek istedik. Bu, bir kadın bir erkek de olabilirdi... Ama iki kadının aşkını tercih ettik, çok da iyi oldu. Kızlardan birinin ölümü üzerine diğer kızın bütün fikirlerinin yüzde yüz değişmesi gerekiyordu, o aşk o yüzden çok önemliydi. Sadece o aşkı vermek adına yapılan şeyler bunlar...


* Sence bir erkekle bir kadının aşkı bu kadar vurgulu ve tutkulu olmaz mıydı? Bu tamamen Fatih'in bileceği bir şey; belki o böyle bir şey görmek istedi, belki marjinal bir şey yapmak istedi, belki o yüzden arabesk bir durumun içinde postmodern duran bir film. Kız annesini aramaya gider ama annesi aslında *******, biri aşık olur, sonra görüşünü değiştirir falan... Çok basit konular ama bunlar çok güzel süslenmiş.


Tutkuyla bağlandığım şeyler var, demek ki seksi biriyim!


* 'Yaşamın Kıyısında' şöyle dışında durup izlediğinde nasıl bir tat bıraktı? Hayatın tam içine girememiş bazı insanlar vardır ya... 'Yaşamın Kıyısında' bence sırat köprüsü gibi bir şey, ince bir ipin üstünde yürüyor hepsi, ölümle kalım arasında, tutunmakla tutunamamak arasındaki karakterler bunlar...


* Lotte annesine 'İlk kez hayatımda anlamlı bir şey yapıyorum' diyor filmde. Peki sen ne kadar yakınsın oynadığın Ayten karakterine? Çok yakın değilim açıkçası. Zamanında YÖK'ü protesto ettim falan; haksızlığa tabii ki benim de tahammülüm yok ama silahla bir şeylerin çözülebileceğini düşünmüyorum. Ayrıca o kadar sert olmayı da çok doğru bulmuyorum çünkü bizim üstümüzde birtakım insanlar bir şeyler yapıyorlar ve altta biz eziliyoruz. O taraf, bu taraf, şu taraf... Doğru bulmuyorum bunları.


* Fatih şöyle diyor: "Bir şey için tutkuyla mücadele etmek seksidir, ben de bu yüzden bu film için seksi bir karakter istedim." Sen oynadığın rolün tarifini nasıl yapıyorsun? Ben o kadar seksi olduğunu düşünmedim, o Fatih'in fantezisi herhalde (gülüyor). Mesela 'Eğreti Gelin'de oynadığım kadın, tek kelimeyle seksiydi ama Ayten dışarıdan sert görünüyor ama içerden çok acınası biri.


* Ve siyasi anlamda kullanılıyor... Bir boşluk doldurma Ayten için aslında yaptıkları. Yani insan bir yere ait olmak ister ya; Ayten'de de böyle bir şey var. Kesinlikle siyasi bilinci var ama hayat bilinci yok. Yavaş yavaş öğreniyor; eziliyor, kimse sahip çıkmıyor, annesini bulamıyor ve Lotte ölüyor... Bunlar onun hayata karşı bilinçlenmesini sağlıyor.


* Sen hayatta hiçbir şey için bu kadar tutkuyla mücadele ettin mi? Ben seksi biri değilim! Hiçbir şeye tutkuyla bağlanmadım. Fatih'e mesaj yollayayım buradan. (gülüyor) Evet, şimdi tutkuyla bağlandığım bir şey var, Nejat. Aileme, işime tutkuyla bağlıyım. Demek ki çok seksi biriyim!


'Sigara içmeyi bile çalıştım'


* Karakteri nasıl böyle iyi tanıdın? Tabii ki Fatih'in de etkisi oldu. Çünkü ben önce çok daha basit düşünüyordum. 'Biraz erkek gibi olurum, aşkı yaşayışını da, üzüntülerini de erkeksi oynarım, olur biter' diyordum. Yani 'Monster' filmindeki Charlize Theron'un biraz daha azı... Sonra Fatih'le konuştuk; 'Daha dolu bir şey istiyorum' dedi. 'Yeri geldiğinde çok seksi bir kadın da olsun, çok duygusal da olsun, çok erkeksi de olsun, çok cool da olsun' dedi. Onun üzerine çalıştım. Hiç makyaj yapmadım filmde, sıfır! Daha yapılı durması gerekiyordu, üç ay Alaçatı'da sörf yaptım ve yüzdüm. Kamerada sigara içme, bakış çalıştım.


* Filmle ilgili beklentin ne? Fatih Akın'ın filminde oynamak mı önemliydi, böyle sıradışı bir rolü canlandırmak mı? İkisi de öncelikliydi. Çok iyi ve zor bir roldü; onun altından kalkıyor olabilmek ve bunun verdiği özgüven güzel bir şeydi.


* Beklentin ne bu durumda? Sadece insanlar beğensin istiyorum. İnsanlar seyretsin, 'Ne güzel oynamış Nurgül, ne güzel çekmiş Fatih' desin, bütün isteğim bu. Her yönetmenin, her sanatçının bence istediği şey budur; alkışlanmak, insanların hoşuna gitmek.


'Ezo Gelin AB'ye karşı!'


* 'Filmde AB'ye güvenmiyorum' deyip küfür savuruyorsun. Gerçek düşüncen? Hamburg'dayken ZDF kanalı benimle röportaj yaptı. En çok da AB'ye küfür etmeme takılıyor Avrupalılar, 'siz ne düşünüyorsunuz, sizce Türkiye AB'ye niye giremiyor?' gibi şeyler soruyorlar. Şunu söylemek istedim onlara da diyemedim; bizim basın genelde ayakkabıya takıyor, başka yerlere takıyor, ben bu konulara çalışmadım, ben aslında sarışınım! (gülüyor) Biz bir şeyleri AB'ye girmek için yaparsak çok ödün veririz, AB'nin çok paranoyak bir oluşum olduğunu düşünüyorum.


* Neden? Rolünün, Ayten'in etkisinde kalmış olabilir misin? Olamam çünkü yıllar geçti Ayten'in üstünden, 'Ezo Gelin' falan oldum artık; Ezo Gelin AB'ye karşı! (kahkahalar) Şaka bir yana; mesela Amerika bir şeyler yapıyor, bir yerleri bombalıyor falan... AB neden o zaman 'dur' demiyor. İşine geldiği gibi davranıyor. Yani AB'nin çok işe yarar bir şey olmadığını düşünüyorum.


* Bazı şeylerin değişeceğine inanmıyor musun? Ben bunların AB için yapılmaması gerektiğini düşünüyorum!


'Dalga geçtim çok pişmanım'


* Fatih Akın'ın senin sinematografindeki yeri ne? Fatih sayesinde Cannes'a gittik, her şeyden önce orayı gördük, ne oluyor, ne bitiyor baktık. Başka nasıl görürdüm bilmiyorum, çok sağolsun Fatih. Kimsenin gitmediği George Clooney partisine gittim, daha ne olsun (kahkahalar). Herkesle beraber aynı otelde kalmak, onlarla beraber akşam yemek yemek, Kustirica'lar, Jane Fonda'larla aynı kuaföre gitmek falan insanı onore eden şeyler.


* 'Bir filmde oynayacağım, Cannes'e gidecek ödül alacak sonra Oscar aday adayı olacak' deseler inanır mıydın? Hiç! Piyango çıktı. Ama Fatih başından beri 'Ben bu filmi Cannes için yapıyorum' diyordu. 'Tabii tabii' dedim ben de!* İnanmadın mı gerçekten? İnanmadım evet. Heyecanına ve gençliğine verdim (kahkahalar). 'Tabii tabii Oscar'a da gideriz' diyordum...


* Tükürdüğünü yaladın mı? Yaladım! Çok pişmanım!


Kaynak: sabah.com.tr

'Saklı Yüzler' Antalya'yı gözyaşlarına boğdu!


Saklı Yüzler filminin genç oyuncuları izleyiciler tarafından çok başarılı bulundu. ‘Hatırla Sevgili’ dizisinde ‘Deniz’ isimli solcu bir genci canlandıran Berk Hakman, filmde töreyi yerine getiren genç rolünde.


'Saklı Yüzler' Antalya'yı gözyaşlarına boğdu!

44. Antalya Film Festivali kapsamında önceki gün galası yapılan 'Saklı Yüzler' adlı film, izleyicileri gözyaşlarına boğdu. Töre cinayetlerine ve kadına yönelik şiddete değinen filmi izleyenler, salonu ağlayarak terk etti ve çok etkilendiklerini söyledi..
19 Ekim'de başlayan 44. Antalya Altın Portakal Film Festivali son sürat devam ediyor. Festival kapsamında önceki gün yönetmenliğini Handan İpekçi'nin yaptığı, başrollerini ise Şenay Aydın, İştar Gökseven, Berk Hakman, Cem Bender ve Nisa Yıldırım'ın paylaştıkları 'Saklı Yüzler' adlı filmin gala gösterimi yapıldı.


ERKEKLER DE TELEF OLUYOR


Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda ödül arayan belgesel filmde; namus cinayetleri ve kadına yönelik şiddet ele alınıyor. Filmde çok can yakan bir konuya değindiklerini belirten Handan İpekçi, gösterim sonrasında yapılan basın toplantısında şunları söyledi: "Bir kadın yönetmen olarak, namus cinayetleriyle ilgili bir şey söylemek istedim ve uzun metrajlı bir film yaptım. Namus cinayetleri sadece kadınları yaralamıyor, erkekleri de telef ediyor. Bence Doğu ve Güneydoğu'daki kadınların ele alınmalarıyla namus cinayetleri sorunu çözüme ulaşacaktır."

ÇIKIŞ NOKTASI HABERLER


Filmin kurgusunu oluştururken gazetelere yansıyan haberlerden yola çıktığını ve hayal gücünü kullandığını belirten İpekçi, kendisine filmden çıkan herkesin ağladığının söylenmesi üzerine, "Ben bir yaraya parmak basmak istedim ve yaptım. Senaryodaki karakterlerin hepsi yaralı. Film bu yüzden kederli ama maalesef hayat böyle" diye konuştu. Filmde töre kurbanı Zühre'yi canlandıran Şenay Aydın, töreler nedeniyle kadınların öldürülmesini çok sinir bozucu bulduğunu söyledi. Yarışma filmlerinden 'Janjan'da da oynayan Berk Hakman ise filmin gösterime girmesi nedeniyle çok mutlu olduğunu belirtti.


Çekimler 2 yılda tamamlandı


Filmin 2005 yılının Ağustos ayında başlayan ve Urfa, İstanbul, Almanya ve İznik'te gerçekleştirilen çekimleri ekonomik problemler nedeniyle 2 yılda tamamlandı. Filmde Almanya'da yaşayan Ali adlı bir gencin, tesadüfen seyrettiği namus cinayetleriyle ilgili bir belgeselde, 5 yıl önce öldürdüğünü sandığı yeğeni Zühre'nin hayatta olduğunu görmesi ve yarım kalan işini tamamlama çabasına girişmesi anlatılıyor.


Avrasya Film Market açıldı


Festivalde bu yıl 2. kez düzenlenen Avrasya Film Market önceki gün açıldı. 48 ülkeden 500 sinema temsilcisinin bulunduğu market de bu yıl Lübnan ve İran stanları da bulunuyor.

Saldırılara inat hayatımızı yaşayacağız!


Hakkari'nin Dağlıca bölgesinde yaşanan terör olayları tüm Türkiye gibi, 44. Antalya Altın Portakal Film Festivali'ne ev sahipliği yapan Antalya'yı da derinden etkiledi. Antalya Belediye Başkanı Menderes Türel ve Festival Başkanı Engin Yiğitgil, olaylara tepkilerini 21 Ekim'den itibaren festival çerçevesinde hayata geçirilmesi planlanan tüm kokteyl, konser, parti ve benzeri etkinliklerin durdurulması kararı alarak gösterdi.


İSTİKRARIMIZI KİMSE BOZAMAZ!


Tüm Türkiye'yi, yaşanan olaylar karşısında tek yürek olmaya davet eden Menderes Türel yaptığı basın açıklamasında şunları söyledi: "Türkiye teröre teslim olmayacak. Teröristler bu alçakça saldırının bedelini ödeyecek. Türkiye'nin istikrarını bozmaya hiçbir terör örgütünün, grubunun ya da ülkenin gücü yetmeyecek!"


BİZİ KİMSE TESLİM ALAMAZ!


Festival Başkanı Engin Yiğitgil ise yaptığı açıklamada sinemanın, barışın dilini konuştuğunu belirtti ve ekledi: "Sinemacılar olarak sadece barışı ve insanlığın aydınlık geleceğini savunuyoruz. Terörün yaşamımızı teslim almasına izin vermeyeceğiz. Şehitlerimiz için yastayız. Ancak terörün isteğinin aksine; hayatımızın, sanatın ve sinemanın doğal akışını koruyacağız. Terörizme inat, hayatı kaldığı yerden yaşayacağız!"


Kaynak: sabah.com.tr

22 Ekim 2007 Pazartesi

Huzurevi kültürümüze terstir yaşlıları unutmak ihanettir!


atv ekranlarında yayınlanan 'Sessiz Gemiler' adlı dizi kısa zamanda çok sevildi. Dizide Savaş Dinçel'in canlandırdığı, yaşlandığı için çocukları tarafından istenmeyen Mümtaz Bey karakteri herkesi derinden etkiledi. Mümtaz Bey'in durumu akıllara ömürlerinin son demlerini çocuklarının ilgisizliği yüzünden huzurevlerinde geçiren insanları getirdi. Bu durumu değerlendirmesini istediğimiz ünlülerin çoğu, huzurevlerinin kültürümüze ters olduğunu söyledi ve çocukları ebeveynlerine sahip çıkmaya davet etti. Sadece Berna Laçin yaşlanınca çocuğuna yük olacağına, huzurevinde kalmayı tercih edeceğini söyledi...

Altın Portakal'da tüm partiler iptal edildi!


44. Antalya Altın Portakal Film Festivali önceki gece görkemli bir törenle başladı. Açılış gecesinde festival kapsamında düzenlenen 3. Avrasya Film Festivali de başladı. Aspendos Atatürk Kültür Merkezi'ndeki töreni güzel oyuncu Fadik Sevin Atasoy sundu. Yıldızlar geçidinin yaşandığı gecede ünlü dansçı Ziya Azazi de 'Bendeki Sen' gösterisiyle geceye ayrı bir renk kattı.

YARIŞMACI FİLMLER GÖSTERİLİYOR
Açılışı; Tayvan asıllı yönetmen Ang Lee'nin 'Lust, Caution/Dikkat, Şehvet' isimli filmiyle yapılan festivalde dün, yarışma filmlerinden 'Bandonun Ziyareti'nin gösterimi yapıldı. Ayrıca Altın Portakal'ın uzun metrajlı yarışma filmlerinden Abdullah Oğuz imzalı 'Mutluluk' ve Handan İpekçi imzalı 'Saklı Yüzler' de jürinin beğenisine sunuldu. Festivalin dünkü bölümü yarışmacı filmlerin gösterimlerinin yanı sıra, başrollerini dünyaca ünlü oyuncular Russell Crowe ile Peter Fonda'nın paylaştıkları 'Yuma' adlı filmin galasına da sahne oldu. 95'te Sundance Film Festivali'nde 'En İyi Yönetmen' ödülünü alan James Mangold'un filmi, büyük ilgi gördü.

Londra Film Festivali'nde iki Türk yönetmen


Londra Film Festivali'nde iki Türk yönetmen

Dünyanın en büyük sinema etkinliklerinden biri olarak kabul edilen ve bu yıl 51'incisi başlayan ve 1 Kasım tarihine kadar sürecek Londra Film Festivali'nde iki de Türk filmi gösterilecek. Festivalde Türkiye'yi, Fatih Akın'ın 'The Edge of Heaven-Cennetin Köşesi' ile Ferzan Özpetek'in 'Saturno Contro-Bir Ömür Yetmez'i temsil edecek.

En yeteneklilerden

Festival kataloğunda, Fatih Akın'dan övgüyle söz ediliyor ve Akın; Avrupa'nın en genç, en yetenekli ve çok kültürlü yönetmenleri arasında gösteriliyor. David Cronenberg'in yeni filmi 'Eastern Promises'in açılış ve kapanış filmi olarak gösterileceği festivalde; Romanya ve Fransız yeni sinemalarından örnekler de sunulacak.

Dağlar Delisi yakında Star’da


"Dağlar Delisi" adlı dizinin çekimleri Antalya’da devam ediyor.

"Dağlar Delisi" adlı dizinin çekimleri Antalya’da devam ediyor. Toros Dağları’ndaki yörük beyi Melik’in aşkını işleyen ve çok yakında Star TV’de ekrana gelecek olan dizide, Volkan Keskin, Oya Okar ve Merve Sevi başrolde. Dizinin yönetmen koltuğunda ise Taner Akvardar oturuyor.