26 Nisan 2008 Cumartesi

Festivalin en iyi filmi 'Tatil Kitabı'!.

Seyfi Teoman'ın ilk uzun metrajlı filmi Tatil Kitabı, 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma bölümünde "Kültür ve Turizm Bakanlığı Yılın En İyi Türk Filmi" ödülünü kazandı.

Seyfi Teoman'ın ilk uzun metrajlı filmi Tatil Kitabı, 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma bölümünde "Kültür ve Turizm Bakanlığı Yılın En İyi Türk Filmi" ödülünü kazandı. Ulusal Yarışma Jüri Başkanı Semih Kaplanoğlu'nun açıkladığı ödülü filmin yönetmeni Seyfi Teoman ve yapımcısı Yamaç Okur'a yarışmanın jüri üyelerinden Nurgül Yeşilçay takdim etti. Seyfi Teoman, ilk filmiyle aldığı bu önemli ödülü, 12 Mayıs 2005'te aramızdan ayrılan büyük sinema ustası Ömer Kavur'un anısına ithaf etti. Festivalde, ayrıca Uluslararası Film Eleştirmenleri Birliği tarafından verilen FIPRESCI Ödülü'ne de layık görülen Tatil Kitabı'nın Türkiye galası 27. İstanbul Film Festivali kapsamında 17 Nisan Perşembe akşamı Emek Sineması'nda gerçekleştirilmişti.

Yapımcılığını Bulut Film adına Yamaç Okur ve Nadir Öperli'nin üstlendiği filmin başrolünde, ünlü tiyatro ve sinema oyuncusu Taner Birsel yer alıyor. Birsel'e, Silifke'de yaşayan amatör iki isim Tayfun Günay ve Osman İnan ile yarı amatör oyuncular Harun Özüağ ve Ayten Tökün eşlik ediyor. Ayrıca, Rıza filmiyle de tanınan Rıza Akın da konuk oyuncu olarak filmde rol alıyor.

Tatil Kitabı,Silifkeli bir ailenin bir yaz boyunca başından geçenleri, daha çok ailenin küçük oğlu Ali'nin bakış açısını ön plana çıkararak anlatıyor. Filmin olay örgüsü, Ali'nin sert mizaçlı babası Mustafa ile ailenin diğer üyeleri arasındaki gerilimler üzerine kurulu. İstanbul'da askeri lisede okuyan büyük oğlu Veysel'in askeri okulu yarıda bırakarak üniversite sınavına girme isteğine şiddetle karşı çıkan Mustafa, çekingen ve içine kapalı bir çocuk olan Ali'yi de yaz tatilinde çalışıp kendisi gibi ticaret öğrenmeye zorlar. Kendisini aldattığından şüphelenen eşi Güler ve geçmişte şehirde şansını denemiş, ama tutunamayıp Silifke'ye dönerek baba mesleğini sürdürmek zorunda kalmış kardeşi Hasan'la Mustafa arasında da sürekli bir gerilim vardır. Tüm bu gerginlikler, limon tüccarı olan Mustafa'nın, iş için gittiği Ürgüp'ten dönüşte beyin kanaması geçirip komaya girmesiyle geri plana itilir. Başta, aileyi bir arada tutmak için Mustafa'nın yerini almak zorunda kalan Hasan olmak üzere, filmdeki karakterler belirgin bir şekilde değişir.

Dünya prömiyeri, 7-17 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirilen 58. Berlin Film Festivali'nde yapılan filmin Türkiye dağıtımı Bir Film tarafından yapılacak.

Yapım :
2008, Türkiye
Tür :
Aile / Dram
Yönetmen :
Seyfi Teoman
Senaryo :
Seyfi Teoman
Oyuncular :
Taner Birsel
Yapımcı :
Yamaç Okur
Süre :
1 saat, 32 dk.

25 Nisan 2008 Cuma

Uçan Süpürge adayları belli oldu...

En iyi kadın filmleri arasında “Az Önce Oldu”, “Caligari”, “Çok Mersi”, “Denizanası”, “Gerçek Aşk Kördür”, “Mutum” “Utanç”, “Ölmek Zamanı” ve Türkiye’den “Fikret Bey” var.

8-15 Mayıs tarihleri arasında Ankara’da düzenlenecek 11. Uluslararası Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nde yarışacak filmler belli oldu. Festivalin “Her Biri Ayrı Renk” bölümünde yer alan 12 film, Uluslararası Film Eleştirmenleri Birliği (FIPRESCI) Ödülü için yarışacak.

Bu sene Almanya’dan Angelika Kettelhack, Fransa’dan France Hatron ve Türkiye’den Burcu Aykar Şirin’den oluşan FIPRESCI Jürisi; Arjantin, Avusturya, Belçika, Brezilya, Fransa, Hollanda, İran, İspanya, İsrail, Polonya ve Türkiye’den yarışmaya katılan filmlerden birini seçecek. Uçan Süpürge dünyada FIPRESCI Ödülü’nü veren tek kadın filmleri festivali.

CANNES VE BERLİN'DEN SONRA UÇAN SÜPÜRGE

Festivalde Avusturya adına yarışan ‘Az Önce Oldu’ (Kurz davor ist es passiert) evrensel bir sorun olan kadın ticaretini gerçek öyküler ekseninde ele alıyor. Anja Salomonowitz’in Berlin’den “Caligari”, Viyana’dan da “En İyi Film” ödüllerini toplayan filmi, kurguyla kurmaca arasında seyircinin vicdanını da sorguluyor.

Emmanuelle Cuau’nun festivallerde çok beğenilen filmi ‘Çok Mersi’ (Trés Bien, Merci) ise traji-komik bir öykü anlatıyor. Cannes Film Festivali’nden “Altın Kamera Ödülü”yle dönen ‘Denizanası’ ise, insanlık durumlarına dair çok parçalı öyküler anlatan şaşırtıcı bir yapım.

Yarışmaya Hollanda’dan katılan ‘Gerçek Aşk Kördür’ (Blind) sinemada gerçek bir aşk öyküsü izlemeye hasret kalanların damağında hoş bir tat bırakacak. Etkileyici görüntüleri ve müziğiyle öne çıkan film, aşkın gerçekten de kör olup olmadığını sorguluyor.

Yeni sözcükler yaratması bakımından sık sık James Joyce ile karşılaştırılan, Brezilya’nın önde gelen yazarlarından João Guimarães Rosa’nın bir romanından uyarlanan ‘Mutum’, 10 yaşındaki bir çocuğun gözünden hayatı anlatıyor. Sandra Kogut’un Berlin Film Festivali’nde “Özel Ödül”le taçlandırılan bu samimi filmi yaşadığımız yerdeki güzellikleri görebilmeyi öğretiyor.

KEDZİERZAWSKA DA YARIŞMADA

Geçtiğimiz sene Polonya Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Kadın Oyuncu dahil pek çok ödül almış ‘Ölmek Zamanı’ (Pora umierac) ise bu bölümün öne çıkan bir diğer filmi. Polonya sinemasının usta yönetmenlerinden Dorota Kedzierzawska’nın bu son filmi, yaşlı Aniela ve köpeğinin öyküsünü anlatıyor. Aniela rolünde Danuta Szaflarska’nın adeta döktürdüğü film, mizah anlayışı ve nostaljik ruhuyla şaşırtıyor.

Marion Hänsel’in San Sebastian Film Festivali’nden ödülle dönmüş filmi ‘Rüzgâr Kumları Kaldırırsa’ (Si le vent souleve le sable) Belçika sinemasından etkileyici bir yapım. Çölde hayatta kalmaya çalışan bir ailenin yol boyunca parçalara ayrılışını anlatan film, umutla merhamet üzerine yeni sözler söylemeyi başarıyor.

Yarışmaya Brezilya’dan da bir konuğu olacak: ‘Samanyolu’. Yaşamla ölüm, zamanla mekân arasındaki sınırlar arasında gidip gelen film, şaşırtıcı bir deneyim vaat ediyor.

Halihazırda Havana Film Festivali’nden ‘FIPRESCI Ödülü’ bulunan, Arjantinli yönetmen Ana Katz’ın çektiği ‘Tatilde Yalnız’ (Una Novia Errante) birlikte tatile çıktığı sevgilisi otobüsten inmeyince tatile tek başına devam etmek zorunda kalan bir kadının başından geçenleri ‘tatilde yalnız kadın’ algısıyla oynayarak anlatıyor.

18 YAŞINDA BAŞYAPIT

Yarışmanın en merakla beklenen filmlerinden ‘Utanç’ (Buda as sharm foru rikht), Hana Makhmalbaf’ın ilk uzun filmi. İranHana’nın 18 yaşında çektiği ve Berlin’den Selanik’e pek çok festivalden ödüller toplamış bu filmi Afganistan’da bir köyde geçiyor ve altı yaşındaki Baktay’ın öyküsünü anlatıyor.

Cannes’da Eleştirmenler Haftası’nda Büyük Ödül kazanan Lucia Puenzo’nun ilk uzun metrajlı filmi ‘XXY’ ise hermafrodit (çift cinsiyetli) bir gencin çarpıcı öyküsünü anlatıyor. Cinsiyet, cinsellik ve toplumsal cinsiyet kimliği üzerine etkileyici sözler söyleyen film yarışmanın en akılda kalıcı filmlerinden biri olacak.

TÜRKİYE'Yİ FİKRET BEY TEMSİL EDİYOR

Senaryosunu Necla Algan’la birlikte yazan Selma Köksal’ın ilk uzun filmi ‘Fikret Bey’ bu bölümde gösterilecek tek Türkiye yapımı film. Fikret Özsoy adlı işadamının, yaşamının son dönemindeki bir gününün öyküsünü anlatan film sinemamıza taze bir soluk getiriyor.

YÖNETMENLER DE FESTİVALDE


‘ Gerçek Aşk Kördür’le Tamar van den Dop, ‘Çok Mersi’yle Emmanuelle Cuau ve Samanyolu’yla Lina Chamie festival tarihlerinde Ankara’da olacaklar. Yönetmenler gösterimlerin ardından seyircilerle sohbet edecekler.

Kazanan film 15 Mayıs’ta açıklanacak


Ödül alan film 15 Mayıs Perşembe günü festivalin kapanış töreninin yapılacağı 'Kızılırmak Sineması’nda açıklanacak ve törenin ardından ücretsiz gösterilecek.

24 Nisan 2008 Perşembe

Beni Örnek Alanlar Sadece Bir İmaja Özeniyor...

Beni Unutma” dizisiyle ve “Mevzuhal” adlı programla ekrana gelen Zuhal Olcay kendisini örnek alanlar için “Bir imaja özeniyorlar ama o imajı, o imaj yapan şartların ne olduğu konusunda çok fazla bilgileri var mı acaba, çok merak ediyorum” diyor.
Bir süreden beri perşembe akşamları “Beni Unutma” dizisiyle TRT 1, “Mevzuhal” adlı yapımla tv8 ekranında sevenlerinin karşısına çıkan Zuhal Olcay’la “Cafe Sohbeti” yapmak için Fenerbahçe’deki Cafe Romantika’da buluştuk. Masamıza sipariş için gelen şef garson, “Hoş geldiniz. Dizinizi büyük bir keyifle izliyoruz” dedi ama Olcay buna inanmadı. Çünkü güneş gözlüklerinin onun kim olduğunu ele vermeyeceğini düşünüyordu.
Adam, “tv8’deki ‘Mevzuhal’ programınızı da kaçırmadan takip ediyorum” deyip, ikinci komplimanını da yaptı ama Olcay’ın neşesi yerine gelecek gibi değildi.
Çünkü ciddi bir gribal enfeksiyon geçiriyordu. Olcay, “Vallahi hiç günümde
değilim. Hasta olunca kendimi hep böyle hissediyorum” dedi. Ne zaman ki söyleşi bitti, teyp kapandı işte o andan itibaren Zuhal Olcay açıldı. Olcay, teyp açıkken bana karşı bir açık verip yarın başını ağrıtacak bir şeyler söylememek için kendini bir hayli kastığını da hatta oynadığını itiraf etti. Olcay, “Sana söz, bir dahiki söyleşide oynamayacağım” derken de oynuyor muydu, işte onu kestiremedim.

Ayla, Leyla, Şirin, Simten, Halide Edip, Seniha, Şükran, Zeynep, Elif, Lerzan, Gül, Sebahat, Müjgan, Donna, Nancy, Nina ve İrma isimleri size neyi hatırlatıyor?

-Nereden buldunuz bu isimleri, helal olsun valla... Oynadığım bütün roller. Ben bile bir kerede bu kadar hızlı sayamam bunları...

Bunlardan biri göbek adınız olsaydı hangisi olurdu?

-Zeynep Kamil Hastanesi’nde doğduğum için Zeynep demişler ama nüfus kağıdımda yok. Birini seçmem gerekseydi Şeyma’yı seçerdim. Gecenin Öteki Yüzü filminden. Ya da Seniha’yı.

Vallahi bir o yok. Resmi sitenizde sinemadan 14, tiyatrodan 6 ödül aldığınız yazılı. Ama öte yandan 14 TV dizisinde oynadınız, ama ödül sayısı sıfır. Hiç mi ödül almadınız dizi oyunculuğundan, yoksa aldınız da yazmaya değer mi bulmuyorsunuz onları?

-Siteye koymadım, evet... Aldım birkaç tane ama vallahi yani... İşte bak bunları söylemeye utanıyorum. Unutmuşum herhalde koymayı.

Bu da dünyaya bakışınızı ortaya koyan bir ölçü olsa gerek. Ama öte yandan da sizin CV’nize koymaya değer bulmadığınız ödülleri size veriyorlar. Bu da biraz şey değil mi?“

-Burnu havada” gibi mi?

Bence evet...

-Hayır değil. Ayrıca “Hangi ödüllerdi onlar?” deseniz, hatırlamıyorum o daha da bir rezalet...

Televizyon branşında ödüller genellikle seyircilerden gelen oylarla belirleniyor. Birkaç sinema yazarı ya da seçkinin kararını, milyonların kararından daha değerlidir” diyorsanız o başka.

-Kavga etmeye geldik, anlaşıldı... (Gülüyor) Pekala. Gayet ciddi konuşacağım, anlaşıldı. Tabii ki, halkın ödülleriyle geldik bugünlere. Ama halkın ödülleri bir yere kadar. Sen eğer çalışmıyorsan, sen eğer işini iyi yapmıyorsan, oyun kapandığında salon alkıştan yıkılıyorken o yaptığın işten memnun değilsen, ne o alkışların bir önemi var, ne de halkın verdiği ödüllerin. Ben şuna inanıyorum, sakın ukalalık olarak almayın. Ben işimi iyi yapıyorsam eğer, insanlar zaten onu beğenecektir. Ama önce benim işimi en iyi şekilde yapmam lazım.
TV ödüllerine gelince, televizyon tabii ki, kitlelerle ilişkimizi sağlaması anlamında en azından tiyatroda yaptığın işlere insanların ilgisini çekme adına, çok önemli. Ama “Televizyonda sanat yapılır mı?” diye sorarsanız, buna yanıtım biraz soru işareti olacaktır. Çünkü televizyon hazır yemek, hamburger. Hamburgerle, şefin 1001 eziyetle, bilgiyle ve emekle hazırladığı bir şeyi bir tutamazsınız.

Sizce “Abide-i mükemmeliyet” ne demek?

-Mükemmellik abidesi her halde. Ekşi Sözlük’te benim için demişler, onu gördünüz, biliyorum. (Gülüyor) Abartmışlar biraz, sağ olsunlar... Hiç kimse mükemmel değildir aslında

Türkiye’deki genç oyuncuların çoğu, “En beğendiğiniz oyuncu kim?” diye sorulduğunda kızlar, “Zuhal Olcay”, erkekler “Haluk Bilginer” diyor. Bu durum size ekstra bir sorumluluk yüklüyor mu ya da sizi daha bir seçici olmaya zorluyor mu?

-Hiçbir şeye zorlamıyor. Hatta size itiraf edeyim, gereğinden fazla seçici olduğumu düşünüyorum, işim konusunda. Bunu tamamen kendim istediğim için yapıyorum.
Örnek alanlara gelince: Çok enteresan şeyler de yaşıyorum. Örnek alan isimlerin kaç tanesi beni tiyatro sahnesinde izlemiştir, emin değilim. Bir imaja özeniyorlar ama o imajı, o imaj yapan şartların ne olduğu konusunda çok fazla bilgileri var mı acaba, çok merak ediyorum.
Ne kadar çok çalıştığımı, gün geldiğinde çok parlak, parası yüksek bir teklife ilkelerim nedeniyle hayır dediğimi biliyorlar mı? Mesela şöyle şeyler yaşıyorum provalarda. “Zuhal Hanım, size bayılıyoruz. Biz konservatuvar öğrencisiyiz, sizin gibi olmak istiyoruz” diyorlar. Provalarım başlıyor, haftada üç gün. Bak burada Tilbe Saran var, burada Zuhal Olcay var, yönetmen Işıl Kasapoğlu var ve bir oyun çalışıyorlar. İşin mutfağı yani. Haftada üç gün gelin, provaları izleyin. Çay getirin, çay götürün, izleyin, notlar alın. Bir gün geliyorlar, iki gün geliyorlar, üçüncü gün yoklar.

Her şeyi ama hemen istiyorlar. Daha pratik bir yolu yok mu bunun?

-Yahu Allah aşkına beni delirtmeyin. Düşünsenize İngiltere’de Helen Mirren’la Michael Gambon prova yapıyorlar, Bu yaşımda gider bir hafta yatarım kapıda. Beni örnek alanlar sağ olsunlar. Her zaman gururlanıyorum tabii...

Matrak bir yanım da var

Eskiden her an ağlayacakmış gibi duran bir kadındı Zuhal Olcay. Son zamanlarda bakıyoruz.

-Coştu... (Gülüyor)

Evet, ciddi bir değişim var. Yüzü gülen, göğüs dekoltesi bile veren bir Zuhal Olcay var.

-Dekolteler hep vardı da siz görmüyordunuz. (Gülüyor) Ben öyle düşünmüyorum, ama benim çok matrak bir tarafım da var. O makasa geçmek istemiyorum röportajın sağlığı açısından. Ne de siz öyle röportajlar yapıyorsunuz. Yoksa şimdi o matrak tarafım boşayın kocaları, vurun kendinizi yollara derdim...
Evliliğim boyunca da bu konulardan dolayı hiç kendimi baskı altında hissettiğimi söyleyemem. Çok ciddi bir haksızlık olur bu. Aman açık giyinmeyeyim, aman göğüs dekoltem olmasın, kocam var, evliyim, öyle şeyler hiç yok. Tam tersi rolüm ne gerektiriyorsa onu yaptığımı, özel hayatımda da hiçbir şeyi gözetmediğimi görürdünüz. Vücut ölçülerim elverdiği sürece sırt dekoltesi de giyebilirim, göğüs dekolteli bir kıyafet de... Yaş kemale erdikçe estetik açıdan biraz daha dikkatli olmak kaydıyla tabii.

O cesaret bende yok

İyi ki yapmışım dediğiniz nedir?

-İyi ki İzmir Devlet Tiyatrosu’nda çocuğumu doğurmuş otururken rahmetli Okan Uysaler’in sinema filmi teklifine evet demişim. Bugüne gelmişsem o çok tarihi, kilit bir andır o... Üç saniye durdum, oynarım dedim. Hakikaten o andır...

Kaç defa öyle anlık karar verdiniz?

-İkincisi de Devlet Tiyatroları’ndan istifa etmemdir. O da iyi bir karardı. Ona da bir anda verdim. Diğer önemli kararlarımı en az bir gece düşünmüşümdür.

Keşke yapmasaydım dediğiniz neler var?

-Samimi bir şey söyleyeyim mi? Bu sorunun yanıtını verecek kadar cesur değilim.

Mutlaka yapmalıyım diyebileceğiniz?

-İnşallah dünyada gösterilecek çok güzel bir filmde, çok iyi bir yönetmenle güzel bir rolde oynasam... Çok isterim bunu.

10 ismin çağrıştırdıkları

Ceren Olcay : Canım
Uğur Polat : Çok sevdiğim bir insan
Bülent Ortaçgil : İyi ki tanımışım
Oktay Kaynarca : Çılgın
Ahmet Hakan : Arkadaşım
R.Tayyip Erdoğan : Uzak
Sezen Aksu : Yakın
Haluk Bilginer : Çok uzak
Selçuk Yöntem : Sınıf arkadaşım
Ertuğrul Günay : Kültür Bakanı. Geçen hafta Moskova’daydık

22 Nisan 2008 Salı

"Afife Tiyatro Ödülleri" sahiplerini buldu!...

Afife Tiyatro Ödülleri, Lütfi Kırdar'da düzenlenen görkemli bir törenle açıklandı...

İlk Müslüman Türk kadın oyuncu Afife Jale anısına verilen Yapı Kredi Sigorta Afife Tiyatro Ödülleri, dün akşam Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen bir törenle açıklandı. Ödül töreni Haldun Dormen ve Yapı Kredi Sigorta Genel Müdürü Murat Güvenel’in konuşmalarıyla başladı. Ardından Ayla Erduran ve Ayşegül Sarıca mini bir konser verdiler. Gecede Ayça Varlıer ve Onur Turan da dünyaca ünlü müzikallerden bir seçki sundu.

Afife Tiyatro Ödülleri’nin gelenekselleşen Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü’nü tiyatro oyuncusu, yönetmeni ve yazarı Haldun Marlalı alırken, Nisa Serezli Aşkıner Özel Ödülü’ne oyuncu Beyhan Saran değer görüldü.

İlk kez sahnelenen en başarılı yerli oyunun yazarına verilen Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü ise “444” adlı oyunuyla Yiğit Sertdemir’in oldu. Tiyatroda Yeni Kuşak Özel Ödülü Don Kişot Prodüksiyon’un “Dalga” adlı oyununda rol alan genç oyunculara verildi. Bankacı Hamit Belli ise Türk tiyatrosuna desteği nedeniyle Yapı Kredi Sigorta Özel Ödülü’nü aldı.

En Başarılı Kadın Oyuncu Ayça Bingöl, Yılın En Başarılı Prodüksiyonu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları yapımı “Bayazıt” seçilirken,“Şeylerin Şekli”nin yönetmeni Mehmet Ergen, En Başarılı Yönetmen ödülüne değer görüldü.

Afife jürisi “Bana Bir Picasso Gerek”teki rolleriyle Ayça Bingöl ile Sezai Altekin’i Yılın En Başarılı Kadın ve Erkek Oyuncusu seçti.

Yardımcı rollerde yılın en iyi oyuncuları ise “Kürklü Merkür”deki rolüyle Rıza Kocaoğlu ve “Kadıncıklar”daki rolüyle Nurseli İdiz oldular.

Afife Tiyatro Ödülleri, ilk günden beri müzikal ya da komedide rol alan oyuncuları ayrıca değerlendiriyor. Buna göre 2007-2008 tiyatro sezonunun En Başarılı Müzikal ya da Komedi Oyuncuları ödülleri “Müzikaldeki Hayalet” oyunundaki performanslarıyla Demet Tuncer ve Atılgan Gümüş’e verildi.

Aynı dalda yardımcı rollerdeki performanslarıyla “Koca Bir Aşk Çığlığı”nın oyuncusu Bekir Aksoy ve “Bir Şehnaz Oyun”da rol alan Simay Küçük, Afife heykelciğine sahip oldular.

Tiyatronun sahne arkasındaki kahramanları da ödüllendirildi tabii ki. Yılın En Başarılı Sahne Tasarımcısı “Bayazıt”taki tasarımıyla oyunun aynı zamanda yönetmeni de olan Başar Sabuncu, giysi tasarımcısı yine “Bayazıt”taki çalışmasıyla Canan Göknil, ışık tasarımcısı aynı oyunla İlhan Ören oldular. Yılın En Başarılı Sahne Müziği ödülü ise “Bir Şehnaz Oyun”a yaptığı müziklerle Cem İdiz’e verildi.

21 Nisan 2008 Pazartesi

YAVUZ ÖZKAN

1965-66 yıllarında dergi ve gazeteler yayınladı. Daha sonra tiyatro oyunları yazdı ve yönetti. Kocaeli Tiyatrosu'nu kurdu. 1970'lerde kısa filmler çekti ve film senaryoları yazdı. 1978'de ilk konulu uzun metraj filmi Maden'i çekti. Film sansasyonel bir etki yarattı ve hem Türkiye'de hem yurt dışında birçok ödül kazandı. 1979'da Demir Yol'u yönetti. 1980'de Paris'e gitti ve yedi yıl süreyle oyuncu, yönetmen ve yazar olarak çalıştı. Fransız televizyonu FR3 için iki televizyon filmi yönetti. Philippe Nuil'in Suyun Altındaki Ağaç (The Tree Under the Water) filminde oynadı.

1987 yılında Türkiye'ye döndü. Düzenli olarak her yıl bir film çekti: Yağmur Kaçakları, Umut Yarına Kaldı, Filim Bitti, Büyük Yalnızlık, Ateş Üstünde Yürümek, İki Kadın, Bir Sonbahar Hikayesi,Bir Kadının Anatomisi, Bir Erkeğin Anatomisi ve son olarak Hayal Kurma Oyunları...Bu filmler de yurt içinde ve yurt dışında çeşitli ödüller kazandı. Filmleri Fransa, Almanya, Hollanda, Japonya, Kanada, Avustralya, A.B.D., Mısır, Tunus ve İskandinav ülkelerinin ticari sinema salonlarında ve televizyonlarında gösterildi. Çeşitli ülkelerdeki konferanslara ve toplantılara davet edildi ve bunların çoğuna katıldı.

1991 yılında kurulan Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı'nın (TÜRSAK) kurucusudur.

1995 yılında Z-1 Film Atölyesi'ni kurdu. 33 öğretim üyesiyle birlikte parasız sinema eğitimi vermeye başladı. Okul hiçbir finansal yardım ve eğitim ücreti almadan 170 öğrenciye eğitim verdi. Ayrıca filmlerde çalışma ve pratik deneyim edinme şansı da sağladı. Atölye isimli bir dergi çıkardı. Küçük Sahne'de Cumartesi Söyleşileri düzenledi.

1998 yılında Film Yönetmenleri Derneği'nin Genel Başkanlığı'na seçildi. Her cumartesi yapılan Türk Sinema Tarihi Seminerleri'ni ve yine derneğin organizasyonuyla cuma günleri Film Analizi toplantılarını düzenledi. 40 Türk romanından uyarlamalar projesini TRT ile birlikte yaşama geçirdi. Projede yer alan filmlerin çekimleri halen dernek üyesi yönetmenlerimiz tarafından sürdürülmektedir.

20 Nisan 2008 Pazar

Film festivalinde altyazı skandalı

"Hadisa İçin Savaş" filmindeki "İşgalci ABD, işbirlikçi AKP" altyazısı kriz yarattı.
KSV, belgeselleriyle tanınan İngiliz Yönetmen Nick Broomfield’in, kabataslak bir senaryo ile gerçek mülteci ve askerleri kullanarak çektiği Hadisa İçin Savaş filminin, İstanbul Film Festivali’ndeki gösteriminde yaşanan alt yazı skandalının sanata ve sanatçıya saldırı olduğunu açıkladı.

İSTANBUL Kültür Sanat Vakfı (İKSV), İstanbul Film Festivali’nde yaşanan altyazı skandalından sonra festivale ve sanata yapılan müdahaleyi kınadı. Festivalde "Hadisa İçin Savaş" filminin 16 Nisan’da Fitaş’ta yapılan gösterimin finalinde altyazıların aktığı beyaz perdeye ’İşgalci ABD, işbirlikçi AKP’ yazısı yansıdı. 11.00 seansındaki olayda yöneticiler sloganı yazan ve festival kadrosunda geçici görevle çalışan kişiye müdahale etti. Daha sonra bu kişi festivaldeki görevinden alındı.

İKSV dün ise şöyle bir açıklama yaptı:

"Hadisa için Savaş’ın jeneriği bitiminde ekrana yansıtılan sloganlar, festivalde geçici olarak çalışan bir kişi tarafından yazılmış olup, tamamıyla bu kişinin kişisel görüşlerini yansıtmaktadır. Duruma derhal müdahale edilmiş ve geçici olarak çalışmakta olan bu kişi görevinden alınmıştır. Festivalimize ve sanatçının eserine yapılan bu müdahaleyi biz de İstanbul Kültür Sanat Vakfı olarak kınamaktayız."

Broomfield’in tartışmalı filmi

Belgeselleriyle tanınan İngiliz yönetmen Nick Broomfield’in, The Times tarafından "Irak’ın Apocalypse Now/Kıyamet"i olarak tarif edilen son filmi Hadisa İçin Savaş’ın oyuncu kadrosunda, eski ABD komandoları ve Ürdün’de yaşayan Iraklı mülteciler yer alıyor. Tartışmalara neden olan ve alışılmışın dışına çıkan belgesel-dram, ABD komandolarının öldürülen arkadaşlarına karşılık Bağdat’ın kuzeybatısındaki küçük Hadisa kasabasında, kadın ve çocuklar dahil 24 sivili katlettikleri Kasım 2005 olaylarını canlandırıyor. Film, kabaca yazılmış senaryoyla, doğaçlama ve kırk dakikalık yas sahnesinin tek seferde çekilmesiyle tamamlanmış.