2 Mayıs 2008 Cuma

Burhan Bey bende mutsuzluk yaratıyor


Engin Günaydın, "Hayat konusunda çok zorlanan birisiyim. Galiba bir ilişki istemiyorum" dedi

"Avrupa Yakası"nın Burhan'ı Engin Günaydın, Billboard dergisine verdiği röportajda, "Hayat konusunda çok zorlanan birisiyim. Her iş benim için çok zor. Eve gelip, bir zorlukla dahakarşılaşmak istemediğim için galiba bir ilişki istemiyorum" dedi.
Geçtiğimiz günlerde "O Hikáyedeki Mal Benim" isimli tek kişilik gösterinizi bitirdiniz. Nedir sebebi?

- "O Hikáyedeki Mal Benim"i 180 kez sahneledim. Artık daha başka şeyler yapmam gerektiğini düşünüyorum. O, kendimi anlatmam, tarif etmem gereken bir dönemdi. Kalp ritminde devam eden bir gösteriydi. Her gösteri, her gece kendi zamanını yeniden yarattı ve her gösteri kendi zamanını kendi bitirdi.


Gösterinin ilginç bir yelpazesi vardı ama...

- Evet, çocuklar çok seviyordu mesela... Bunda tabii Burhan Altıntop’un sevilmesinin de etkisi büyüktü. Ancak ilk 10 dakika izliyorlar, ama ondan sonra bakıyorlar sahnedeki başka biri, Burhan Bey değil; uykuya dalıyordu çocuklar. Yaşlılar da geliyordu, başı kapalılar da. Ortak özellikleri bana gülmeleriydi. Bu da beni mutlu ediyordu. Onlar güldükçe siz daha da açılıyorsunuz. Gösterinin iletişim üzerine iddiası vardı. Birbirini anlayan insanların beraber mutlu olduğu bir gösteriydi. Ancak televizyonun getirdiği şöhretten olacak, gösteri kendi izleyicisini artık kaybetmeye başlamıştı.

Zorunluluğu sevmeyen birisiniz. Durum böyleyken dizi setinde önünüze koyulan zaman çizelgesine nasıl uyum sağlıyorsunuz?

- Yapacak bir şey yok. İşiniz bu sizin. Çekimler boyunca konsantrasyonumu hiç bozmuyorum. Çok fazla sahnem olduğu zamanlarda her sahnenin hakkını veremiyorum. Bazı sahneler çok yüksek enerji istiyor. Zaman kısıtlıysa, kendimi onlara saklıyorum.

"Avrupa Yakası"nın en çok konuşulan karakterini canlandırıyorsunuz. Dizinin her sahnesinde Burhan Bey karşımıza çıkıyor. Bu sizde "diziyi sırtımda taşıyorum" hissiyatı yaratıyor mu?

- Bundan aslında rahatsızım. Yeterli vakit ayıramıyorum sahnelerime... Bu da bende iç mutsuzluk yapıyor. Ama çekim sabah çok erken saatte de olsa, kuliste uyuyup o sahneye enerjik çıkmaya çalışıyorum. Ancak arka arkaya binerse bu bende derin bir mutsuzluk yaratıyor. Ve kendimi kurtaramıyorum bundan. Rolün uzaması bende böyle şeyler yarattı; hayatta ilk defa tatil yapmayı bekliyorum. En son çok sağlam, kafama göre bir tatili 2000 yılında yaptım. Benim tatil anlayışım; tamamen yaşadığım dünyayı unutup, kendi iç ritmime dönebildiğim uzun zaman dilimidir. Gittiğim yerde benim için hayatın gerçek ritminin tonu bozulmasın yeter. Mesela İstanbul çok ritmi bozuk bir şehir. Bir bela gibi insanın üstüne çöküyor. Ve insanın kendini temizlemesi çok zor oluyor. Anneme geçenlerde şöyle dedim: "Anne, 45-50 yaşına kadar böyle gidecek. Dinlenmeyi beklemiyorum."

Gösteriniz bitti, yalnızca "Avrupa Yakası" ve reklam filmlerindesiniz. Biliyoruz ki bunlar sizin için yeterli değil. Yeni bir proje var mı?

- Dizi tatile girdiğinde bir film senaryosuna başlayacağım; adı "Vavien"... Elektrikle ile ilgili bir tanım. Elektrik dünyası, elektrik akımı, enerji alışverişi, enerji, açma-kapatma gibi kavramları içinde barındırıyor. İnsanların birbirleriyle kurduğu enerjiye benziyor elektrik enerjisi. Film, ilk bakışta gerilim filmini andırıyor ama içinde komediyi de barındırıyor. İzleyicinin gülmesini hedefliyorum. Artık kendi projelerime ağırlık vermek istiyorum.

Filmi biraz daha detaylı anlatır mısınız?

- Yağmur-Durul Taylan kardeşler çekecek filmi. Bu yaz dizinin senaryosunu bitireceğim. Binnur Kaya, Settar Tanrıöven, Vedat Özdemiroğlu rol alacak. Ben de bir elektrikçiyi canlandıracağım. Ben "Fargo"yu çok severim. O tatta bir film. 2009 yazında çekilecek. Ve Antalya Film Film Festivali’ne yetişecek. Filmi memleketimde, Erbaa’da çekeceğim.

Filmi çekeceğiniz mekanın fotoğraflarını gösterirken anneniz ve abinizin de fotoğrafları dikkatimizi çekti. İkisinin de yüzleri güleç. Ama siz çok da gülen biri değilsiniz sanki... Daha çok düşünceli bir ifade var yüzünüzde...

- Bizim ailede herkes güleçtir. Asık surata yer yoktur. Ama ben ne zaman bu işlere girdim, orada biraz karıştım işte. Eskiden daha çok gülüyordum. Buralar, bu ülke biraz geriyor insanı.

Tekrar Vavien’e dönelim... Film vizyona girdiğinde herkesin gözü üzerinizde olacak. Medyadan eleştirmenlere, köşe yazarlarına kadar... Böyle bir baskı hissetmeye hazır mısınız?

- Bekledikleri gibi bir film olacak aslında. Hata oranı düşük olacak. Evrensel bir dili de var. Bu film gişe de yapacak. Çok kişi merak edecek bence. "Çok güzel, harika bir film" değil yapmak istediğim, ama titiz bir film olacak.

Bir tiyatro oyunu sahnelemeyi planlıyordunuz. Hatta provalarına da başlamıştınız. Projeye ne oldu?

- Dekorlar depoda çürüyor. Prodüksiyon hesapladığımdan daha büyük çıktı. Yapım kısmında şüphe duydum ve o yüzden ertelemeye karar verdim. Artık önceliğim sinema filmi... Tiyatro sinemadan daha zor. "Vavien"in başarılarından sonra tiyatro daha kolay olacak benim için. Tiyatronun çok da hakkı verilmiyor bu ülkede. Bir ülkede tiyatro çöküş yaşıyorsa, ülkede de psikolojik çöküşü beklemek lazım. Çünkü tiyatroda ağabeyinizi ablanızı görürsünüz, kendi ailenizi ya da başka ailelerin yaşantılarını... Bunları göremiyor insanlar ve yalnızlaşıyor. Şu an psikolojik bir çöküş yaşıyoruz. Sanat iyi işlemiyor bu ülkede.

Sanatın iyi işlememesinin sebebi ülke insanları mı, iktidar mı?

- Ülke kendi gerçeğini bilmiyor, tarihini bilmiyor, kendi kimliğinden emin değil. Emin olmadığı için de temel sağlam yere oturmuyor. Bu ülke kendini arayan bir ülke. Dünyada da örneği yok galiba.


Peki ülke kendini bulabilecek mi?

- Çok zeki bir toplumuz aslında, meraklı ve yeterli bilgilere sahip... Ancak bu ülkenin zengini de fakiri de kendini güvende hissetmiyor, bir boşlukta herkes...

Sinirleneceğim durumlara hiç girmiyorum. Ben şu an bana teklif edilen paraların sadece yüzde 10’unu kazanıyorum. Yüzde 90’ını reddettim iç huzurumu bozmamak için. Kafama yatan işlerde yer almayı tercih ettim. Zaten paraya bakmaya başladığın an senin bittiğin andır. İlk röportajlarımda "Paraya ihtiyacım var" diyordum. Ama şu an yok. Ben 20-30 sene daha bu işi yapacağım. Para için ucuz işlere imza atıp huzurumu bozmak istemem.


Hayat konusunda çok zorlanan birisiyim. Eve gelip, bir zorlukla daha karşılaşmak istemediğim için galiba bir ilişki istemiyorum. İki beyin karşı karşıya geliyor; ilişki denilen şey böyle başlıyor. Ortak dilden konuşuyorlar. Sonra bu ortak dil ufalıyor. Ardından problem başlıyor. Problem başlayınca birbirlerini didiklemeye başlıyorlar. Sonra biri sağa sola bakmaya başlıyor; ’dışarıda hayat nasıldı acaba’ diye. Bu matematiği çok yaşadım ben. Yine mi yaşayacağım?.. Aşk acısı çok üzüyor insanı. İnsan küçük yaşlarda aşk acısını hayatının en büyük trajedisi olarak görüyor, dünya duruyor... Sonrasında benzer şeyleri yaşamaya başlayınca bu travmadan kurtuluyorsun.

Kaynak: Gazetevatan.com

30 Nisan 2008 Çarşamba

Nejat İşler ve Emir Kusturica...

Mavi Jeans’in kısa film tadındaki yeni reklam filmi, Mavi’nin sıradışı ve öncü iletişim anlayışına uygun olarak, dünyaca ünlü yönetmen Emir Kusturica tarafından çekildi. Belgrad yakınlarında Tuna nehri kıyısında, üç gün boyunca 50'nin üzerinde oyuncuyla çekilen filmin yıldızları, oyuncu Nejat İşler ve Kusturica'nın “Bana Söz Ver” adlı filmindeki başrolüyle çıkış yapan Maria Petroniyeviç oldu. Filmde ayrıca, Kusturica'nınbirlikte sahne aldığı No Smoking Orchestra müzik grubunun üyeleri de oynadı. Kusturica, gençleri kafasına eseni ve gönlünün dilediğini yapmaya davet eden reklam filmini, 1995'te Cannes'da Altın Palmiye kazandığı Yeraltı adlı filmin final sahnesinden yola çıkarak tasarladı. Mavi’nin “Kafana Göre” konsepti Emir Kusturica’nın objektifinde 1 dakikalık görsel bir şölene dönüştü.

Çağdaş sinemanın kült filmlerinden birinin en ünlü sahnesini reklam stratejisiyle buluşturan Mavi, ilk kez kısa film niteliğinde bir projeyle izleyicilerin karşısına çıkıyor. Mavi, günün evrensel moda eğilimleriyle, yerel ve Akdenizli motifleri buluşturduğu koleksiyonunu, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de geniş bir izleyici kitlesine sahip Kusturica’nın kamerasından izleyiciye sunuyor. Filmde, istemediği bir evliliğe zorlanan kızın, peşindekilerden kaçarak sevdiği insana kavuşma öyküsü anlatılıyor. Kaçışta yaşanan beklenmedik doğa olayı ve bu metaforla birleşen gerçeküstü şölen, büyük bir kutlama ve coşku yaratıyor.

“Kafana Göre Mavi”; Kusturica’nın reklam filminin yanı sıra, çekimlerinde profesyonel mankenler yerine üniversiteli gençlerin kullanıldığı Olivero Toscani fotoğraflarıyla açık hava reklamlarına da taşınıyor.

Emir Kusturica

Kendi gibi, gençleri de kafasına eseni ve gönlünün dilediğini yapmaya davet eden Emir Kusturica, sinema tarihinin en iyi görüntü yaratıcılarından biri.

Dünyada olduğu gibi, ülkemizde de geniş bir izleyici kitlesinin beğenisini kazanan Babam İş Gezisinde, Arizona Rüyası, Çingeneler Zamanı, Ak Kedi Kara Kedi, Yeraltı ve Bana Söz Ver gibi filmleriyle hayatın bir şenlik olarak yaşanmasını, doğadan kopmamayı ve dayanışmayı kendine has üslubuyla seyirciye sunan; savaşın, şiddetin ve ideolojilerin saçmalığını sergileyen bir usta.

Venedik Film Festivali'nde bir Altın Aslan bir Gümüş Aslan, Cannes Festivali'nde iki kez Altın Palmiye ve en iyi yönetmen, Berlin Film Festivali'nde Gümüş Ayı ve Özel Jüri Ödülü, Chicago Film Festivali'nde Gümüş Plaket ödülleri aldı. Yaşayan en büyük sinema sanatçılarından biri.

Video: http://www.mavijeans.com.tr/medya_reklam.asp?p=7a

28 Nisan 2008 Pazartesi

Büyük değişim...


"Bir İstanbul Masalı"ndaki rolüyle tanınan Ahu Türkpençe, yeni imajıyla görenleri şaşırtıyor.


Bir yıllık suskunluğunu yeni bir dizi projesiyle bozmaya hazırlanan genç oyuncu, "Ayrı kaldığım süre boyunca İngilizcemi ilerletebilmek için bol bol kitap çevirileri yaptım. Film izledim, festivallere katıldım. Kısacası kendime vakit ayırdım, mesleğime yatırım yaptım" dedi.
"Bir İstanbul Masalı"nda canlandırdığı Esma karakteri ile tanınan Ahu Türkpençe, bir yıllık suskunluğunu yeni bir dizi projesiyle bozmaya hazırlanıyor. Yepyeni imajıyla ilk kez Kelebek’le buluşan genç oyuncu, çok özel açıklamalarda bulundu.

Sizi "İstanbul Masalı"ndaki "Esma" karakteri ile tanıdık. Ardından "Şöhret" dizisi geldi. Bir yıldır da ortalarda yoksunuz. Nasılsınız, neler yapıyorsunuz?


- Çok iyiyim, teşekkürler. Bir yıl ara vermeyi ben istedim. Çünkü uzun soluklu dizilerde rol aldığınız zaman, canlandırdığınız karakterlerin özellikleri sizin üzerinizde kalmaya başlıyor ve onun hareketlerini yapmaya başlıyorsunuz. O yüzden bir yıl ara vermek istedim ki, canlandırdığım kimliklerden arınabileyim. Bu bir yıl neler yaptığıma gelince, İngilizcemi ilerletebilmek için bol bol kitap çevirileri yaptım. Film izledim, festivallere katıldım. Kısacası kendime vakit ayırdım, mesleğime yatırım yaptım. Workshop’ları takip ettim. Uçağa atlayıp, iki gün bu programlara katılıp döndüm. Gezdim, dinlendim, öğrendim.

Eskiden, genç bir oyuncunun bir yıl ara vermesi, ekonomik şartlardan dolayı çok zordu. Ama şimdi öyle değil. İki dizi film çekmek, maddi açıdan sizi epey rahatlatıyor, değil mi?

- Hem öyle hem de ben savurganlığı seven biri değilim. Evet, kafama esti mi yurtdışına gidip gelebiliyorum ama gittiğim zaman ille de lüks otellerde kalmalıyım demiyorum. Çadırımı da alıp gidebilirim ben. Sade birisiyim, o yüzden lüks ve şaşaa bana göre değil. Herkesin "monşer, monşer" diye dolaştığı bir ortamda çok rahatsız olurum. Ben kendim gibi olmayı seviyorum. Monşerlerin ortamı beni huzursuz ediyor.

Salon kadını değilsiniz yani...

- Aynen, hiç değilim. Olamam da... Ben oyuncuyum. Mesleğim gereği çok şaşaalı ortamlarda da bulunuyorum. Bol makyaj yaptığım da oluyor, gösterişli giyindiğim de... Bu anlamda yeterince tatmin oluyorum. Mesleğim gereği bütün bu pırıltıları yaşarken, özel hayatımda sade olmayı tercih ediyorum. Zaten kişiliğim öyle. Genç kızken de kot pantolon, tişört giyip gezmeyi, çadırda konaklamayı severdim. Hálá seviyorum. Böyleyim yani...

En son ne zaman ve nerede çadırda kaldınız?

- Rock’n Coke’da kaldım. Bu yaz yine çadırımı, köpeklerimi alıp Ege’yi dolaşmak istiyorum. Bohem değil, mutlu hayatı seviyorum.

Magazin basınıyla aranız nasıl?

- Çok iyi. Hiçbir sorunum yok. Çünkü onlarla hiç karşılaşmıyorum!

Nerelerde eğlenirsiniz?

- Ben pek gece dışarı çıkmam, ama çıktığım zaman gittiğim yerler de Reina gibi yerler değildir. Çünkü bu mekanlarda benim dinlediğim müzikler çalmıyor.

Ne tarz müzik dinliyorsunuz?

- Rock... Şimdi yavaş yavaş jazz’a da ilgi duymaya başladım. Dolayısıyla gidip eğlendiğim mekanlar da ona göre oluyor.

Genç kuşaktan popüler isimler, yataktan kalktıkları gibi sokağa çıkıyorlar. Çok bakımsız, salaş dolaşıyorlar. Örnek alınan genç bir şöhretin, biraz daha kendine özen göstermesi gerekmez mi sizce?

- Yaptığınız işle alakalı bir geceye, davete gidiyorsanız, oraya giderken bakımlı ve özenli olmanız gerekir. Kot pantolonla gitmek olmaz. Bu, kendinize, yaptığınız işe saygısızlıktır. Sokakta yürürken bakımlı olmak gibi bir tavrı, kendi adıma benimsemiyorum. Bunun sebebi de özgür olabilmektir.

Peki şu an kaç yaşındasınız?

- 31...

Ben sizi Özgü Namal’a benzetiyorum. Ama Özgü çok yol kat etti. Altın Portakal aldı vs... İçten içe onu kıskandığınız oluyor mu?

- Biz Özgü ile çok iyi arkadaşız. Zaman zaman bunları konuşuyoruz tabii ki. Ama hemen söyleyeyim onu hiç kıskanmıyorum. Tam tersi çok gurur duyuyorum. Özenmek derseniz, o başka bir şey. Özendiğim anlar olmuştur. Siz şimdi bana Özgü’yü örnek veriyorsunuz, ben de kendi sınıfıma, kendi arkadaşlarıma bakıyorum. Çünkü benim dönemimden, benim sınıfımdan bugün bu noktada olan, yani popüler olan bir tek ben varım. Her şeyin bir zamanı var.
Bu zaman herkes için çok ayrı ve farklıdır. Çok iyi oyuncular var, ne yazık ki onlar 40 küsur yaşından sonra tanınıyor. Herkesin kendi kısmeti vardır. O yüzden ben çok rahatım. Çok umutluyum. İlla ki bir gün ödül alacağım.

E hadi o zaman...

- Bu sadece bana bağlı bir şey değil. Bu bir ekip işi. Doğru zamanda, doğru yerde olman gerekiyor ki, kendini gösterebilesin. Ben "hazırım" desem bile birlikte yol alacağım ekibin de aynı şekilde hazır olması gerekir. Her şeyin bir zamanı var. Bu zamanın çok yakın bir zaman olduğunu hissediyorum. Benim en çok istediğim şey, "bir sinema filmim" olsun diyen değil, bir derdi, bir hayali olan yönetmen ve senarist ile çalışmak.

Ki arkasından ödül gelsin...

- İnanın ödül gelmese de olur. Yeter ki derdi olan bir ekiple çalışayım. "Hadi bir film çekelim" diye başlanılan bir projenin iyi olması mümkün değildir. Ben "Bu konuyu irdeleyelim, bu konuyla insanların dikkatini çekelim, onları uyaralım, dürtelim" diyen heyecanlı, yüreğini ortaya koyacak bir ekibin içinde olmak istiyorum. Çünkü benim bir derdim var ve heyecanlıyım... Bu heyecanımı paylaşabilecek bir ekiple çalışmak da tek hayalim.

Ekrandaki görüntünüzü beğeniyor musunuz?

- Hem beğeniyorum hem de nefret ediyorum. Böyle olması çok normal...

Çok çocuksu, şeker birisiniz. Size böyle kadın kadın haller, seksi kadın durumu pek yakışmıyor...

- Siz bugüne kadar beni hiç seksi kadın rollerinde görmediniz ki... Görseniz ikna olurdunuz...

Bu fotoğraflarda biraz öylesiniz ama...

- Biraz dekolte bir durum var, evet... Dediğim gibi siz beni bugüne kadar hep sade rollerde gördünüz. Eğer seksi bir kadını canlandıracaksam, ben o kimliğe de bürünebilirim. Ben durup dururken oramı buramı açmak istemiyorum. Siz oynadığım roller gereği böyle hissediyorsunuz. Hep çocuksu rolleri oynadığım için siz beni böyle kabul ettiniz. Bu da benim başarılı olduğumu gösterir. Eğer en başında frapan bir kadın olsaydım, şu an benden şirin, tatlı bir kız olmaz diye düşünürdünüz. Bu böyledir. Ayrıca her kadında, kadının her hali, şekli vardır. Yeri ve zamanı geldiğinde o haller ortaya çıkar.

Mesela damarınıza basıldığında "cadı" ya da "kötü" olur musunuz?

- Hayatımda "kötü kadın" gibi bir kodlama yok. Ben de herkes gibiyim. Sinirlendiğimde gerekirse küfür ederim, eğer biri bana saldırıyorsa kendimi korumak için ben de vurabilirim, saldırabilirim. Bunu yapmalıyım. Yapmıyorsam psikolojim bozuk demektir. Biri bana bağırdığında siniyorsam, bu benim sağlıksız olduğumu gösterir. Herkes beni kibar, naif görüyor. Bunun sebebi de biraz önce dediğim gibi canlandırdığım roller. Evet, kaba biri değilim ama söz konusu kendi hakkımı aramak olduğunda cadılaşabilirim. Herkes gibi...

Yeni bir proje var mı?

- Evet, var. Eylül ayında yayına girecek olan bir dizi filmde oynayacağım. Bu dizide Almanya’da çalışan bir işçi kadını canlandırıyorum. İşçi bir kadın ama öyle ilkokul mezunu falan değil. Eğitimli bir kadın. Töre konusu, kaçma kovalamaca da yok. Dizide çocuk sahibi, hayata pozitif bakan, aşka inancı sonsuz olan ama sonrasında kocasından dolayı bu inancı sarsılan, yine de umudunu yitirmeyen bir kadının hikayesi anlatılıyor. Tek başına bir aşk hikayesi değil, ama aşk hikayenin yüzde 50’sini oluşturuyor. Bir dizi söz konusu olduğunda, içinde aşk olması çok hoş.

Kimle oynayacaksınız?

- Şu an belli olan Erkan Petekkaya var. Diğer oyuncular belli değil.

Aşkın her halini seviyorum

Siz aşkınızı nasıl yaşarsınız?


Ben aşkın her halini çok seviyorum. Keşke bir sinema filmi olsa ve o filmde aşkın ağlatan, üzen hali gösterilse. Aşkın bu halleri, bir sinema filmine çok yakışır. Birbirinden kopamayan ama birbirini sürekli üzen, yaralayan, kıran bir aşk hikayesi çok güzel olur. Ve ben de o hikayenin içinde olmayı çok isterim. Ben aşkı nasıl yaşıyorum? Bu değil yıla, dakikaya göre bile değişiyor. Aşkı yaşama şekli, yaşla alakalı değildir. Yaşanmışlıklarla alakalıdır. Yaşanmışlık derken, sadece aşkla ilgili yaşanmışlıklardan söz etmiyorum. Hayatı yaşarken yaşadığın deneyimlerden, farkındalığını artıran şeylerden söz ediyorum.

Menajerim yok şanım yürüyor

Kariyerinizden memnun musunuz?

- Çok... Başta şunu söyleyeyim, hiçbir şey için acele etmiyorum. Çünkü erken ölmeyeceğimi düşünüyorum. Uzun bir hayatım olacak. İleriki yıllarda çok şey oynayacağım. 10 yıl sonra abla, anne, sonra anneanneler oynamaya başlayacağım. Bütün bu süreç beni çok heyecanlandırıyor. O yüzden bir acelem, telaşım yok. Yapabileceğim çok şey var ve hepsi de zamanla olacak. 31 yaşıma geldim diye paniklemiyorum. Ben sadece genç rollerini canlandırmayacağım ki. Dediğim gibi anne de olacağım, anneanne de. Bu arada bugüne kadar yaptığım işlerden de çok memnunum. Benim menajerim yok Sema Hanım. Yaptığım her iş, bir sonrakinin referansı oluyor. İşimi aşkla, severek yapıyorum. Çok mutlu oluyorum. O yüzden içinde bulunduğum ortam da çok mutlu bir ortam oluyor. Çalıştığım ekip başka bir işe başladığında, beni de çağırıyor.

Yani şanınız yürüyor.

- Öyle... Biraz havalı bir tanım oldu ama evet, benim şanım yürüyor. O yüzden de asla menajere ihtiyaç hissetmedim.