8 Mayıs 2008 Perşembe

12 TÜRK FİLMİ ALTIN KOZA İÇİN YARIŞACAK!...


02 – 08 Haziran tarihleri arasında yapılacak 15. Altın Koza Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yarışacak filmler belli oldu. Toplam 29 filmin başvurduğu yarışmada sinema yazarları ve festival sinema etkinlikleri koordinatörlerinden oluşan ‘Festival Kurulu’ tarafından belirlenen 12 film, Altın Koza Heykelciğine sahip olabilmek için görücüye çıkacak.

Altın Koza Film Festivali kapsamında her yıl düzenlenen ve son dönemde çekilen Türk filmlerinin görücüye çıktığı ‘Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yarışacak filmler belli oldu. Sinema yazarları, festival sinema etkinlikleri koordinatörlerinden oluşan 6 kişilik Festival Kurulu, ön değerlendirme sonucu aşağıda adı geçen filmlerin yarışmak üzere Halk Jürisi ve Büyük Jüri’nin önüne çıkması yönünde karar verdi.

Ara
- Yönetmen: Ümit Ünal
Gitmek - Yönetmen: Hüseyin Karabek
Gölge - Yönetmen: Mehmet Güreli
Hazan Mevsimi: Bir Panayır Hikayesi – Yönetmen: Mehmet Eryılmaz
Mülteci - Yönetmen: Reis Çelik
Nokta – Yönetmen: Derviş Zaim
Saklı Yüzler – Yönetmen: Handan İpekçi
Sonbahar – Yönetmen: Özcan Alper
Tatil Kitabı – Yönetmen: Seyfi Teoman
Ulak – Yönetmen: Çağan Irmak
Beyaz Melek – Yönetmen: Mahsun Kırmızıgül.
Made in Europe - İnan Temelkuran

Festival Kurulu ayrıca, Tayfun Pirselimoğlu’nun "Rıza", Semih Kaplanoğlu’nun "Yumurta" ve Fatih Akın’ın "Yaşamın Kıyısında" isimli filmlerinin yarışma dışı gösterim için önerilmesini de kararlaştırdı.

Festival, Büyük Jüri En İyi Film Ödülü’ne 250.000 YTL, Büyük Jüri Yılmaz Güney Ödülü’ne 75.000. YTL, Halk Jürisi En İyi Film Ödülü’ne 50.000. YTL ve En İyi Yönetmen Ödülüne 50.000 YTL ödül dağıtacak.


15. Altın Koza Film Yarışması’nda ödül alacak filmler 07 Haziran 2008 Cumartesi günü yapılacak Ödül Töreni ile sahiplerini bulacak.

7 Mayıs 2008 Çarşamba

KÜÇÜK KADINLAR...


Kanal D, kendi yapımı olan Küçük Kadınlar isimli bir dizinin hazırlığında. Deniz Kurdoğlu, Mahir İpek ve Ekin Türkmen'in oynayacağı dizinin yönetmenliğini reklam yönetmenliğinden gelen Hakan Arslan yapacak. Deniz Akçay'ın senaristliğini yaptığı dizide ahşap bir evde yaşayan, 5 kız çocuğu olan bir ailenin yaşadıkları konu ediliyor.

Hayat geçmek zorunda olduğumuz sınavlarla doludur. Bu sınavlar kimilerine “kolay” gelir… Sorunların çözümlerini bulmakta zorluk çekmezler… Adeta sorun çözümüyle birlikte gelir… Bunlar şanslı insanlardır. Bir de hayatları boyunca zor sınavları geçmek zorunda olanlar vardır. Onlar bir çok zorluğa göğüs germek, sırtlarına binen ağır yükleri biraz olsun hafifletmek için hayatları boyunca debelenip dururlar. Bunlar da şanssız insanlardır. Ama bu şanssız insanlar hayata daha bağlıdır… Daha bir tadını çıkartırlar mutlu günlerin. Çünkü mücadele bağlılığı, emek sevgiyi, baş etme gücünün farkında olmak da vefayı getirir. Bütün bu zor sınavlarda elimizi tutan, bize destek veren, hatta gerektiğinde bütün sorumluluğu yüklenen iyilik melekleri vardır etrafımızda… Yeryüzündeki meleklerimiz… Annemiz ve babamız… Hayatlarını , çocuklarının mutluluğuna vakfedenler... Hikayemiz yeryüzündeki iyilik meleklerini kaybettikten sonra birbirine kenetlenmiş beş kız kardeşin hikayesidir…

En büyüğü yirmi, en küçüğü altı yaşında olan beş kız kardeş… Anne babaları bu dünyadan göçüp gittikten sonra karşılaşacakları bütün sınavlarda el ele veren , birbirlerine kızsalar da küsseler de , bağırıp çağırsalar da karşılarına çıkan en zor sınavda bile tek bir yürek olan… Birbirlerinden farklı beş kız kardeş… Kardeşlerine hem anne hem baba olan, hukuk fakültesi 2. sınıf öğrencisi Elif (20), içi dışında, sırdaş, güçlü, “delidir ne yapsa yeridir” tanımının en iyi örneklerinden Armağan (17) - nam-ı diğer Armi - , okul derdiyle , sivilceleriyle , üç kuruş harçlıkla arkadaşlarına rezil olmadan onlara yetişme telaşıyla tam bir ergen Yeliz (15), yaşından büyük bir hastalıkla yaşayan, olgun, kitap okuma tutkusu olan, sorumluluk sahibi, anlayışlı Bilge (12) ve en küçük, en hassas, en sevimli, müzik tutkunu Cansu (6).

Anne babalarının bekçilik yaptığı köşkte kendilerine ayrılmış bölümde, her gün doğumunda, umutla, sevgiyle, ayakta kalma azmiyle güne “merhaba” diyecekler. Ne olursa olsun , pes etmeyecekler. Birbirleri için direnecekler. Başlarına gelecek her felaket onlara bir şeyler öğretecek. Daha güzel günler için hırslanacaklar , güçlenecekler…

Onlar Küçük Kadınlar. Onlar ne pahasına olursa olsun düşmemek için hayatla elele mücadele edecek , hep birlikte “büyüyecekler.”

Sadri Alışık Ödülleri dağıtıldı...


Türk sinema ve tiyatrosunun usta aktörü Sadri Alışık anısına bu yıl 13'üncükez düzenlenen ödüller sahiplerini buldu. İşte 13. Sadri Alışık Sinema ve Tiyatro Ödülleri'nde en iyiler.

Mustafa Kemal Kültür Merkezi'nde düzenlenen ve Kerem Alışık ile Berna Laçin'in sunuculuğunu yaptığı ödül töreninde ödüllerin sahipleri açıklandı.

“Tiyatro” dalında onur ödülüne Nedret Güvenç layık görülürken, “Sinema” dalında ise onur ödülü Müjde Ar'a verildi. Tiyatro alanında “Yılın en başarılı yapımının yönetmeni” ödülüne, Dostlar Tiyatrosu'nca sahnelenen “Sivas '93” oyunu ile Genco Erkal değer görüldü.

“Yılın en başarılı kadın oyuncusu” ödülü Duru Tiyatro'da sahnelenen “Bana Bir Picasso Gerek” oyunundaki rolüyle Ayça Bingöl'e, “Yılın en başarılı erkek oyuncusu” ödülü ise Tiyatro Pera'nın sahnelediği “Venedik Taciri” oyunundaki rolüyle Mehmet Ali Kaptanlar'a verildi.

“Yardımcı rolde yılın en başarılı kadın oyuncusu” ödülüne İBB Şehir Tiyatroları'nca sahnelenen “Bernarda Alba'nın Evi” oyunundaki rolüyle Özlem Türkad, “Yardımcı rolde yılın en başarılı erkek oyuncusu” ödülüne ise İstanbul Devlet Tiyatroları'nda sahnelenen “Savaş ikinci perdede çıkacak” adlı oyundaki rolüyle Burak Şentürk layık görüldü.

“Müzikal ya da komedi dalında yılın en başarılı erkek oyuncusu” ödülü İBB Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” oyunundaki rolüyle Mert Turak'ın, aynı dalda “yılın en başarılı kadın oyuncusu” ödülü ise Tiyatro Kedi tarafından sahnelenen “Müzikaldeki Hayalet” oyununda rol alan Demet Tuncer'in oldu.

Kent Oyuncuları'nca sahnelenen “39. Basamak” adlı oyundaki rolüyle Okan Yalabık “Yardımcı rolde yılın en başarılı erkek oyuncusu”, İBB Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” oyunundaki performansıyla Ezgim Kılınç ise “Yardımcı rolde yılın en başarılı kadın oyuncusu” seçildi.

“Efes Pilsen Gençlik Özel Ödülü” ise sahneledikleri “Kürklü Merkür” oyunu ile DOT Tiyatrosu oyuncularına verildi.

SİNEMA ÖDÜLLERİ

“Sinema” dalında “En iyi erkek oyuncu” ödülünü “Mavi Gözlü Dev” filmindeki rolüyle Yetkin Dikinciler ve “Adem'in Trenleri” filmindeki rolüyle Cem Özer paylaşırken, “En iyi kadın oyuncu” ödülüne “Adem'in Trenleri” filmindeki performansıyla Nurgül Yeşilçay değer görüldü.

“En iyi yardımcı kadın oyuncu” ödülü, “Suna” filmindeki rolüyle Gülsen Tuncer'e verilirken, “En iyi yardımcı erkek oyuncu” ödülü ise “İyi Seneler Londra” filmiyle Ali Atay'a sunuldu.

6 Mayıs 2008 Salı

Sevgili olmak evli olmaktan daha zor...


-Teoman, sayfaları süsleyen ilginç fotoğraflarıyla da dikkat çekti.

Yuxexes dergisine röportaj veren Teoman, sayfaları süsleyen ilginç fotoğraflarıyla da dikkat çekti. Özel teknikler yardımıyla kendi kendisinin yakasına yapışmış gibi gösterilen ünlü rock'çı, "Depresyona çok çabuk giriyorum. Majör depresyondan yeni çıktım mesela. Mevsimlere de bağlı depresyonlarım, o nedenle kış aylarını artık İstanbul'da geçirmek istemiyorum" dedi.

-Neden bu kadar üstünüze geliyorlar?

Galiba kolay hedefim ben. Bugün alkol etiketi neden herkes içerken benim üstüme yapıştı diye düşününce, Beyoğlu’nda eskiden beri alıştığımız gibi bira içerek görülen ilk ünlü oldum diye diyorum herhalde. İlginç geldi insanlara.

-Vatandaş Teoman ile şöhret Teoman kavga ediyor mu kendi aralarında?

Şimdi manzaralı güzel bir evim var Cihangir’de. Yıllardır camdan gördüğüm vapurlara binemiyorum, çünkü rahat olmayacağım. Cannes Film Festivali’ne gittiğimde halk plajına da gittim. Yanımda arkadaşlarım vardı, şortumla denize girdim, çıktım betona yattım. Yanıma da bir meyve suyu aldım. Kimse bana bakmıyordu. O hissi çok ama çok özlemişim.

- Sizi en çok etkileyen olay neydi?

İnsanı en çok etkileyen şeyler küçüklükte olan şeylerdir. Ben babamın ölümü diyemeyeceğim ama onun hayatıma yansımasından çok etkilendim. O hüznü sevmezdim. Yani ben de hüzünlenirdim. Babamın olmadığını söylediğimde insanların hüzünlü bakışlarına maruz kalmayı sevmezdim. Saklardım da zaten. Baba figürü ile ilgili bir konu açıldığında hemen kaçardım oradan.

-Aile babası olma fikri nasıl geliyor? Çoluk çocuk sesleri ve elbette evlilik... Korkuyor musunuz hálá?

Çocuk kesinlikle istiyorum. Evlilikten ise artık korkmuyorum. Hatta bir süredir düşünüyorum. Sevgililik, evlilikten daha zor galiba. Evliliğin belirgin kuralları var, ne yapman gerektiğini biliyorsun. Sevgililik o kadar belirsiz ve öyle kendine has bir dinamiği var ki, artık sevgililikten daha çok korkar oldum. Evlilik daha yakın geliyor artık.

- Nasıl bir eş olursunuz? Evliliğe inanıyor musunuz?

Hayır, pek inanmıyorum sanırım ama evlenirsem evlilik kurumunun gerektirdiği kurallara uymaya çalışırım diye düşünüyorum. Tamamını yapamam belki ama daha ortasını bulabilirim. Sevgililikte yapamadım.

Menajerimden harçlık, dönerciden borç alıyorum

- İçinizdeki çocuk yaşadıklarınızdan ne kadar etkilendi?

Bir süre havaya girdiğimi kabul edebilirim. İşlevsel olduğu için kabullenmiştim bu havayı. Artık barlara girerken dam sorulmuyordu, sırada bekletilmiyordum. Arabam yoktu, zaten araba kullanmayı da sevmiyordum, şimdi şoförüm var... Bunlar gibi avantajları var. Veya bugün noter evime geldi, benden bir imza aldı gitti. Bankaya gitmiyorum, herhangi bir kuyrukta beklemiyorum. Bunlar değişimler. İçimdeki çocuğu korudum sanıyorum. Pek bir şey gitmedi benden. İlk albümümü 29 yaşında çıkarmış olmamın da etkisi olabilir. Paradan anlamazdım, hálá anlamıyorum. Funda, /_np/0536/5510536.jpgmenajerim, bana harçlık veriyor, çıkıyorum, bütün paramı bitirip, dönerciden 20 YTL borç alıp eve dönüyorum. Hemen hemen aynı şekilde yaşıyorum.

Depresyona çok çabuk giriyorum

-Ruh sağlığınızı korumak için ne yapıyorsunuz? Yoga, meditasyon?

Mümkün olduğunca beni sinirlendirecek şeylerden kaçıyorum. Dönem dönem yan destek alıyorum. Depresyona çok çabuk giriyorum. Minör depresyonlarım senede iki kere oluyor, majör depresyonlarım beş senede bir. Üçüncü majör depresyonumdaydım, çıktım. Şimdi keyifli bir dönem başlar benim için. Ardından sonbahara doğru minör depresyonum başlar. Yogaya inanıyorum sanırım artık. İnsanın kendisiyle baş başa kalması fikrine sıcak bakıyorum.

-Öyle bir noktada duruyorsununuz ki, hayatınızda şu an sizi gerçekten ne mutlu eder diye düşünüyorum...

Olgunlaştığımı hissediyorum. Eskiden hırslı bir adamdım. Ne istediğimi bilmeden hırslıydım üstelik. Şimdi, yine ne istediğimi bilmiyorum ama hırssızım. Sadece diyorum ki, güzel, anlık, hoş projelerde yer alayım, mümkün olduğunca sevdiğim insanlarla çalışayım, onlara vakit ayırayım. Dünyanın en muhteşem aktörü, en ödüllü art direktörü ile çalışmama gerek yok. Sevdiğim insanlar olsun etrafımda yeter.

Şeriata karşı örgütlenelim!!




Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği’nin geleneksel ödülleri dün akşam sahiplerini buldu.


İstanbul Mövenpick Oteli’nde düzenlenen törende konuşan ÇASOD Başkanı Rutkay Aziz, yönetmen Atıf Yılmaz’ın ölümünün ikinci yılı olduğunu belirterek, "Onu saygıyla anıyor ve önünde saygıyla eğiliyoruz" dedi.
Sunuculuğunu Cem Davran’ın yaptığı gecede, Prof. Selahattin Yıldız, Alin Taşçıyan, Kenan Bal, Atilla Engin ve Raşit Çelikezer tarafından 14 film arasında yer alan oyunculara ödülleri verildi. Türk Sineması Emek Ödülü’ne layık görülen Kadir İnanır ve Tarık Akan’ın konuşmaları geceye damga vurdu.
Kadir İnanır, çalışma şartlarının ağırlığını vurgulayıp, "Tek başına tavır koymak doğru değil. Demokrasi, örgütlü toplumlardan geçer. Birbirimizle uğraşmaktan vazgeçelim, geleceğimizi düşünelim" diye konuştu. Tarık Akan ise şeriatçı eğilimlere karşı çıkılması çağrısı yaparak şöyle dedi: "Bugüne kadar Kadir arkadaşımla ben, dincilere faşistlere karşı, ülkenin adam gibi idare edilmesi için mücadelemizi verdik. Ama artık yaşlandık. Gelin hep beraber dinci, şeriatçı basına ve televizyonlara hayır diyelim ve çalışmayalım."

Diğer ödüller şöyleydi: ’Jüri Özel Ödülü’ Cem Özer ve Uğur Polat. Özer’in ödülünü almak için sahneye çıkan eşi Nurgül Yeşilçay, "Cem çocuk bakıyor. O nedenle gelemedi" dedi. ’En İyi Kadın’ Nurgül Yeşilçay (Yaşamın Kıyısında ve Adem’in Trenleri) ’En İyi Erkek’ Yetkin Dikinciler (Mavi Gözlü Dev). ’Umut Veren’ Ferit Kaya (Mavi Gözlü Dev), Şenay Aydın (Saklı Yüzler).

New York'tan ödülle döndü!...


New York'ta düzenlenen Tribeca Film Festivali'nde "En İyi Yönetmen" ödülünü Hüseyin Karabey kazandı.


"Gitmek - My Marlon and Brando" filmiyle ödülü kazanan Karabey, 25 bin dolarlık bir çekin de sahibi oldu. Festival jürisi, Karabey'e bu ödülü, belgesel tarzı ile klasik bir aşk hikayesini harmanlamada, ayrıca son derece modern ve gerçekçi ama bir o kadar uluslararası alanda benzersiz bir kadın kahramanı yaratmada gösterdiği beceriden dolayı verdiğini açıkladı. Film, festivale doğrudan Festival Direktörü Peter Scarlet tarafından davet edilmişti. Festivalde "En İyi Film" ödülünü ise İsveç yapımı, yönetmen Tomas Alfredson'un "Let the Right One In" adlı filmi aldı.

"Gitmek" adlı ilk uzun metraj filminde aşkı uğruna zorlu bir yolculuğa çıkmayı göze alan bir kadının hikâyesini anlatıyor.

Filmin konusu, gerçek bir aşk öyküsüne dayanıyor. Filmde başrolleri paylaşanlarsa gerçek yaşamdaki kendi rollerini oynuyorlar.

Bu aşkın gerçek yaşamdaki ve filmdeki kahramanları ise Ayça Damgacı ve Hama Ali Khan. İki oyuncunun yanısıra bu özgün duruma Mahir Günşiray da yine gerçek yaşamda olduğu gibi tiyatro yönetmeni rolünü canlandırarak katılıyor.

Oyuncu kadrosunda ayrıca, Mahir Günşiray, Volga Sorgu, Cengiz Bozkurt, Ani İpekkaya, Nesrin Cavadzade gibi isimler bulunuyor. Karabey"in Ayça Damgacı ile birlikte senaryosunu yazdığı filmin görüntü yönetmenliğini Emre Tanyıldız yaptı. Filmin müzikleri Kemal Sahir Gürel , Erdal Güney , Hüseyin Yıldız imzası taşıyor. Film, Batı"dan doğuya bir yolculuk yaşatırken, değişen coğrafyaların siluetinde savaş ve sınırların soğuk yüzünü gösteriyor.

"ÇEKİMLER OPERASYON BÖLGESİNDE YAPILDI"

Filmin çekimleri üç ülke sınırlarında çokuluslu küçük bir ekiple gerçekleşti. Nisan ayında vizyona çıkacak olan filmin çekim sürecinde 6 bin kilometre yol kat edilmiş. Filmin çekimleri geçen kasım ayında başlayıp, aralık ayında sona erdi.

Filmin kurgusunu ünlü Fransız yönetmen Eric Rohmer"in son 20 yıldır tüm filmlerinin kurgusunu yapan Mary Stephen yapmış. Stephen, filmin kurgusu dolayısıyla Paris, İstanbul arası mekik dokumuş. Hong Kong"lu olan, Kanada"da sinema eğitimi alan Stephen, Paris"te mesleğini sürdürüyor. Aynı zamanda "La Femis" Film okulunda kurgu dersleri veriyor.